Anasayfa


MAKALELERİ


Zaman Yönetiminin Faydaları

  • Kendine güven sağlar.
  • Düzenli bir yaşam sağlar.
  • Hayatta ve gelecekte başarı sağlar.
  • İşleri zamanında bitirmeyi sağlar.
  • Gereksiz yerde gereksiz işler yapılmaz.
  • Unutma olayını kaldırır.
  • İşlerdeki karışıklık kargaşayı kaldırır.
  • Kişisel özellikleri düzenler.
  • İnsanın motive eder. Sıkıntıları ortadan kaldırır.
  • İnsan nelerin yapılacağını, nelere dikkat edilmesini gösterir.
  • Ev işlerini düzene sokar.
  • Zaman hırsızlarını yok eder.
  • Uykuyu düzenler.
  • Mesleğinde başarılı insan olunur.
  • Hayatı kontrol duygusu oluşturur.
  • Az çaba ile çok iş yapılabilir.
  • Belirsizliklerin oluşturduğu stresi ortadan kaldırır.


Erteleme Hastalığından Nasıl Kurtulabilirim?

Erteleme, kendimizi aldatmanın bir sonucudur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: 

“Böbürlenip kibirlenen, fitnecilik yapan kimse olmayın; iyi, güzel şeylerin ticareti dışında ticaret eden de olmayın. Muhakkak ki, onlar amellerini geriye erteleyen/yarıncı kimselerdir.”1

İnsanlar yarına güvenmemeli, bugünün hesabını yapmalıdır. Çünkü yarına çıkabileceğinden hiç kimse emin değildir. Erteleme insanı güçsüz düşüren bir hastalıktır. Erteleme zamanımızı çalar. Bizi, hedeflerimizden alı koyar; yarını baskı altına alır ve sonuç olarak saygınlığımızın yitirilmesine yol açar.

Ertelemenin ana nedenlerinden biri de alışkanlıklardır. Hepimiz, değişimin zorluklarını kabullenmek yerine; belirli kalıpları bağlanıp, bunları devam ettirme eğilimindeyiz.
Evinin pencerelerine kış panjurlarını takmaya üşenen bir adamı düşünelim. Gerekli olduğunu bildiği halde panjurlarını garajdan çıkarıp takmayı sürekli ertelerse; yakıt faturası geldiğinde fena halde sarsılır. Üstelik şimdi o işi karlı ve buzlu  bir havada yapmak zorundadır.2

Genellikle belirli işleri erteleriz. Çünkü bunlar zordur, sevimsizdir ya da bu işler yapmak noktasında kararsız olduğumuz işlerdir. Kolay ve zevkli işleri pek de erteleme eğilimi taşımayız. Hoş olmayan işleri ertelemek onları pek ortadan kaldırmaz, sadece sizin endişe düzeyinizi arttırır. 

Çünkü yapılması gereken o şeyler hala ortadadır, söylenip durmakta ve sinirlerinizi sürekli germektedir. 

Bir işi başarmak için bu işe başlamanız ve bunu bitirmeniz gerekir; ertelemek sizi her iki yönden yaralar. Başlamakta güçlük çekenler, başlamak için baskının artmasını bitiş tarihinin yaklaşmasını beklerler. 

Herkes işlerini erteleyebilir. Hepimizin sebepleri vardır. Kimi zaman önemsiz işleri başımızdan gidene kadar ertelemek iyi fikirdir. Önemli görevleri ertelemekse kesinlikle iyi bir fikir değildir.

Erteleme aynı zamanda bize, zamanında yapmadığımız işlerden dolayı, başımıza gelen olaylara; aşağıda verilen örnekte olduğu gibi  ‘keşke’  dedirten bir zaman hırsızıdır.

Bir adam benzin almak için benzin istasyonuna yanaşır. Servis yapan görevli ona, aküyle yağın kontrol edilmesini isteyip istemediğini sorar. Adam sabırsızdır ve acelesi vardır. ‘Onlarda bir şey yoktur.’ diye cevap  verir. Benzinini alıp yola koyulur ve yolda aküsü biter. ‘Keşke’ demeye başlar ama bu keşkenin ona hiçbir faydası dokunmaz.3 

Ertelemeciliği fark etmek genellikle zordur; çünkü önemsiz bir şey gibi görünür. Yerine getirdiğimiz işler yapılmıştır. Kalanlar, ise yapılmamış ertelenmiştir. Dale Carnegie, bir keresinde şöyle yazmıştı: “Erteleme bir sorundur; çünkü sizin için ve gelişmeniz için  önemli olan işleri ihmal etmek ve geciktirmek, yolunuzu sürekli tıkayan bir engel haline gelir.”4

Korku ertelemenin gerçek bir parçası olabilir mi? Korkunun çeşitlerini incelemek gerekir. Bazen, korku hayır demek isteyip de diyemediğimiz patrondan, arkadaşlarımızdan veya aile üyelerimizden korkmaktır. Hayır  diyememe probleminiz varsa, sebebi genellikle hayır dediğinizde reddettiğiniz kişi ile aranızın bozulacağını  düşünmekten ileri gelebilir. Oysa hayır demekle, kişiyi reddetmiş olmayız; olsa olsa evlenme teklifinde hayır demek, kişiyi reddetmek demektir.
Hayır demenin en iyi yolu muhatabınıza alınmayacağı, incinmeyeceği derecede yapıcı bir şekilde söylemektir.5

Bir işinizin olduğunu biliyorsanız ve nasıl başlayacağınıza emin değilseniz, o yüzden başlayamıyorsanız, erteleme hastalığınız var demektir. Öyleyse erteleme hastalığınızı tedavi etmek için, önce neyi ertelemekte olduğunuzu ve ertelemenizin tam olarak nedenini tespit etmek gerekir. 

Bunun için boş bir kâğıt alıp aşağıdaki tabloyu çizip doldurun.

Yapılması gereken işler niçin yapılmadı, gerçek sebebi:

1. _________________________________________________________________
2. _________________________________________________________________
3. _________________________________________________________________
4. _________________________________________________________________
5. _________________________________________________________________

Ertelemenin sebepleri:
1. Bu iş çok büyük nereden başlayacağımı bilemiyorum.

2. Bu çok güç, bir karar vermemi gerektiriyor; ne yapacağımı bilemiyorum.

3. Bu iş, hiç hoş olmayan bir şey yapmamı gerektiriyor.

4. Kendimi pek iyi hissetmiyorum ve bu iş için yeterli enerjim yok.

5. Bu işe başlamakta güçlük çekiyorum.

6. İşlerimi kolay kolay bitiremiyorum.

Zaman Yönetimi Merkezinden Dr. Merill E.Doglass ve Dr. Larry B. Baker; erteleme, şudur diyorlar:
– Öncelikli işler yerine daha az öncelikli olanları yapmak. 

– Çok önemli bir rapor üzerine çalışmanız gerekirken, masanızın üstünü düzenlemek.

– Size daha fala kazandıracak müstakbel müşterinize bir tanıtım hazırlamak yerine, daha az satın alan ama dostunuz olan bir müşteriyi aramak.

– Çocuklarınızla geçirmeniz gerektiğini bildiğiniz zamanı, onlar iyice büyüyüp çok geç olana kadar ertelemek.

– Çalışanlarınıza kötü haberi söylemek yerine onlardan kaçmak. Astınızı disipline etmekten kaçabilmek için büroya gitmemek. 

“Bizi gerçekten önemli ve yaşamsal işlerle uğraşmaktan alıkoyan ‘erteleme’ kişinin kariyerini yıkacak, mutluluğunu bozacak ve hata hayatını kısaltacak; her alanda başarıyı önleyen, gizli gizli zarar veren alışkanlıktır.”

Erteleme size dakikalara, saatlere, günlere mal olur. İşleri erteleme isteğini kontrol altına almak disiplin gerektirir ama bir kez üstesine gidildi mi, ertelenmiş işin, genellikle göründüğü kadar zor olmadığı görülür. 

 Ertelemecilikten kurtulmanın yolları:
– Hoşlanmadığınız işi önce yapınız. En sevmediğiniz, en çok erteleme eğilimi gösterdiğiniz işi; günün başlangıcında yapmaya çalışın. Bu, işin sürekli korku saçıp ertelenmesi yerine, işin bir an evvel olup bitmesini sağlar.6

– Ertelenmesi muhtemel işi parçalara ayırın. Sorunun üstesinden gelebileceğiniz bölümleriyle her gün 10-30 dakika uğraşın. Zaman dolunca bırakın. Hoş olmayan işlerle bugün uğraşmamak, aynı problemi yarın yine taşıyacağınız anlamına gelir.

– Kendinize bir bitirme tarihi saptayın. İş yapmaya motive olabilmemiz için, birisiyle bahse girin. Örneğin; patronunuza bütçeyi normalden bir hafta önce hazırlayacağınızı, yapamazsanız ona bir akşam yemeği ısmarlayacağınızı söyleyin.

– İşi bitirdiğinizde kendinizi ödüllendirin. Sürekli ertelediğiniz bir projeyi bitirmenizin şerefine, eşinizle yemeğe çıkmayı planlayın. Kendinize vereceğiniz ödüller, küçük ya da büyük, hoşunuza giden her şey olabilir. Eğer ödüle layık olamazsanız, kesinlikle almayın; başarılı olursanız da mutlaka ödülünüzü kendi kendinize verin. Böyle ara sıra alacağınız ödüller  yaşamı daha renklendirir ve korktuğunuz işleri erteleme eğiliminizin üstesinden gelmenize yardım eder.

– Elinizde ne varsa onunla yola çıkın.

– Size sıkıcı ve sevimsiz gelen bir işi birine vermeyi deneyin.

– Ertelemeciliğe karşı engeller oluşturun.7

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz; erteleme tabiidir ve bazen haklı sebeplere dayanır. Bazen yapacağınız en akıllıca şeylerden biri gibi gözükebilir. Ancak çoğu zaman bu konuda bir şey yapmamak ve görevi ertelemektense, gerçekleştirmenin daha iyi olacağını düşünmeliyiz. Kesinlikle görevi yerine getirmek, ertelemekten daha hızlıdır. Korku her zaman mantıklı değildir. Hatta haklı sebepleri de yoktur. Herhangi bir konuda korktuğunuz bir işi arkadaşınızla tartışırsanız, o korku çoğu zaman kaybolur gider.

Dipnotlar
1. Müsned, 1/129.
2. Mustafa Sevinç, Organizasyon-Verimlilik, Sin Yayınları, 1996, s. 240.
3. Sevinç, A.e., 1996, s. 239.
4. Ray Josephs, Zaman yönetimi, Epsilon Yayınları, 1994, s. 56.
5. Jane Allan, Zaman yönetimi, Hayat Yayınları, 1999, s. 108.
6. Douglass; Baker.
7. Josephs, A.g.e., s. 56-58.

Hedeflerimizi ve İsteklerimizi Oluşturmak

15 Aralık 2019celalcelik_adminGenel

Hedef; ulaşılmak istenen, yapılması tasarlanan iş, amaç, istektir. Hedef ulaşılmak istenen son noktadır.

Hayatta başarılı olmanın yolu hedef belirlemek ve belirlediğiniz hedefe ulaşma durumunuzdur. Şüphesiz ki planlayan rastgele yapandan her zaman öndedir.

Şahsî işlerde veya sosyal işlerde hedefin belli olması başarının yarısına erişmek kadar önemlidir. Hedefler bilinmeli ki, ona göre vakitler boşa harcanmasın. İbni Abbas’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.”[2]

Hedef belirleyenin hedefine ulaşmak için planı olmalıdır. Pratiğe geçirmek için ayrıntılı planı olmayan hedefler düşünceden öteye geçmez.

“Hedefi olmayan bir gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez.” sözü ne kadarda güzel açıklıyor meseleyi.

İşi oluruna bırakmak Müslümana yakışmaz.  “Bakalım yarınlar ne gösterecek, ona göre hareket ederiz.” gibi sözler tembelliğin, lakaytlığın, umursamazlığın belirtisidir. Yarınların ne olacağını şüphesiz ki Allah’tan başkası tam olarak bilemez. Bize verilen akıl ve irade ile bugünkü şartları göz önüne alarak yarınlar için bir program ve hedef tespit etmemiz gerekir. Hayatı zaman akışına bırakmak en büyük tehlike ve afetlerden birisidir.

Efendimizin (s.a.v.): “İki günü eşit olan ziyandadır, aldanmıştır”[3] sözünü unutmayalım.

Müslüman’ın hayatında gayesizlik, amaçsızlık ve hedefsizlik söz konusu olamaz. Gayesiz, hedefsiz, idealsiz ve amaçsız Müslüman düşünülemez.[4]

Efendimizin (s.a.v.) gayesiz bir işi, gelişi güzel bir hareketi yoktu. O (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“…Akıllı kişi vaktini üçe ayırır: Bir bölümünde Rabbine ibadet eder, bir bölümünde muhasebe eder, yaptıklarını gözden geçirir; bir bölümünde de helal rızkını kazanmak için çalışır. Bu son bölümdeki çalışması, diğer yapacaklarına yardımcı olur. Zira maddi ihtiyacın karşılanmış olması, kalbi dünya meselelerinden boşaltarak ibadet ve tefekkürü hakkını vererek yapmaya imkân tanır…”[5]

Hedefler yönümüzü belirler, odaklandırır. Hedefler, değerler, hayatımızda bazı şeyleri neden yapmak istediğimizi açıklar. Hata yapma riskini azaltır.

Her amacın nasıl gerçekleştirilebileceğini tespit eden bir plana ihtiyaç vardır. Dolayısıyla her Müslüman’ın, her insanın; uzun, orta ve kısa dönemli amaçlarını gösteren bir plan yapması gerekir. Uzun süreli hedefler ne yapmak istediğinizi tanımlar. Orta vadeli hedefler ve günlük işler bunların nasıl yapılacağını gösterir.

Doğru hedefleri aşağıdaki kriterlere göre belirleyebiliriz:

  • Belirgin olmalı.
  • Ölçülebilir olmalı.
  • Eyleme dönük olmalı.
  • Gerçekçi olmalı.
  • Zamanında gerçekleşebilmeli.

Yazıya dökülmemiş bir hedefin dilek olmaktan öteye gidemeyeceği söylenir. Hedeflerinizi yazmak sizi onları belirgin hale getirmeye zorlar. Bir hedef belirgin değilse ona ulaşıp ulaşamayacağınızı anlamakta güçlük çekersiniz. Kaldı ki, yalnız ölçebildiğiniz bir şeyi geliştirebilirsiniz. Ölçülemeyen hedef, hedef değildir. Hedefleriniz, örneğin; “her gün 30 dakika koşacağım” gibi ölçülebilir olmalı.

Hedefler her zaman, kişisel özelliklere değil, eylemlere odaklanmış olmalıdır. “Çocuklarıma karşı daha şefkatli olacağım”, demek yerine belirli net eylemler yazın. Önünüze; “Çocuklarıma bağırmayacağım” gibi belirlenmiş, eylem odaklı hedefler koyun.[6]

“Mutlu olmak istiyorum” değerli bir arzu olmakla birlikte sınırları iyi belirlenmiş bir hedef değildir. Bu nedenle başka sorularla desteklenmesi gerekir. “Beni ne mutlu eder?” sorusu mutluluğu elde etmeye yarayacak ulaşılabilir hedefler belirlememize yardımcı olacaktır.  

İstediğimiz hayatı yaşayabilmek için isteklerimizi bilmek zorundayız. İsteklerimizi bilmenin yolu daha iyi plan yapmaktan geçer. Eğer isteklerimiz gerçekçiyse ve bunlara nasıl ulaşacağımızın planını yaparsak sonuçlardan emin oluruz.

Hedeflerimizin, hayallerimizin gerçekleşebilmesi için hedeflerimiz; gerçekçi, ulaşılabilir, olumlu, motive edici olmalı ve fertler bunları gerçekleştirebilmek için yanıp tutuşmalıdır. İnsan isteklerine yoğunlaşmalı istemediklerine değil. İnsanın isteklerine yoğunlaşması hedeflerini netleştirir. İstemediğimiz şeylere yoğunlaşmamız hedefleri bulanıklaştırır.   

Bir şeyi arzu etmekle gerçekten istemek farklıdır.  Örneğin; Birçok insan kilo vermek ister ama bir türlü kilo veremez. Onlarınki, sadece kilo vermeyi arzu etmekten öteye geçmez. Gerçekten istemek doğru olanı yapmaktır. Doğru neyse onu yapmak için eylem planı çıkarmak, harekete geçmek ve yapana kadar kararlı ve tutarlı olmak gerekir. 

Hedef ve istekler olumlu ifade edilerek açık, seçik ve bütün detaylarıyla, değişik bakış açılarıyla zenginleştirilerek düşünülmelidir. Öncelikle uzun, orta ve kısa vadeli hedefler listesi çıkarılmalıdır. Bu hedefler, istekler listesi çıkarıldıktan sonra çıkarılan maddelerin pratiğe dönüştürülebilmesi için tek tek her birinin ayrıntılı planının çıkarılması gerekir. Bundan sonra yapılacak iş bu planlar dâhilinde her gün yapılacak işler listesi çıkarmaktır. Sonra günün sonunda ya da günün başında bu listede nelerin yapılıp, nelerin yapılmadığının değerlendirmesini yapmaktır.

Bunu bir ayrıntılı plan örneği ile açıklayacak olursak;

“Kilo Vermeliyim”

– Önce ideal kilo listesinden yaşa ve boya göre ideal kilomu tespit edeceğim. (İdeal kilo 70 kg. varsayalım).

– Kilo vermeye başlamadan önce tartılıp ve her hafta sonunda veya onbeş günde bir tartılarak kilolarımı kaydedeceğim. (80 kg. olmuşum ve bir yıl içinde 10 kg. vereceğim).

– Fazlalıklardan kurtulmak için uygun bir süre tayin edeceğim. (Bir yıl).

– Her hafta aynı terazide ve aynı elbiselerle ve aynı saatte tartılmalıyım ve aç veya tok olup olmadığımı göz önünde bulundurmalıyım.

– Nasıl zayıflanılacağına dair sağlıklı bir kitap okuyacağım veya diyetisyene gideceğim.

– Kendime egzersiz programı oluşturacağım. (Hafta üç gün 30 dakika tempolu yürüyeceğim).

– Ekmek, kızartma, tatlı, baharatlı, turşu türü yiyeceklerden uzak durup, kepekli ve lifli gıdalara yöneleceğim. 

– Bol su içip, meyve yemeliyim, tuz, yağ, şeker gibi gıdalardan uzak durmalıyım.

–  Günde 8 saatten fazla uyumayacağım. Hafta sonları da dâhil…

– Her şeyden önce tekrar kilo almamak için yemek alışkanlığımın değişmesi gerektiğini unutmamalıyım.

– Zayıflama kısa zamanda sağlanamaz, sabırlı, kararlı ve disiplinli olmanın gerekliliğini unutmamalıyım.[7]

Hedefim bir yıl içinde 80 kg’dan 70 kg’a inmek. Hedefim belirgin çünkü ayrıntısına kadar yazılmış, ölçülebilir. 10 kg vereceğim, eyleme dönük egzersiz dâhil,  yenecek ve yenmeyecekler de belirlenmiş, bir yıl gibi zaman zarfında bu kilolardan kurtulabilirim. Bu zaman zarfında da gerçekleşebilir.

Hedefleriniz nasıl görünüyor, duyuluyor, hissediliyor? Bütün detayları organize ettiniz mi? Hedefleriniz sizin dışınızda kimleri, neleri, nerede, nasıl, niçin, hangi zamanı ilgilendiriyor? gibi soruları cevaplamalısınız. Hedeflerinizin detayı ne kadar zenginse başarı yüzdesi de o kadar yüksek olacaktır.

Hedefleri saptamak kadar onların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmek de önemlidir. Onun için, hedeflerin mutlaka bir başlangıç ve bir bitiş zamanı ya da en azından kestirilmiş bir tarihi olmalıdır.

Hedefleri ve istekleri oluşturulurken önemli olan diğer bir durum da kişinin kendi içinde, iç bütünlüğü ve dengesini korumasıdır. Buna iç huzur da denebilir. İsteklerimiz bize bu dengeyi sağlamalı bizi strese ve aşırı yükün altına sokmamalı.[8]

Alışkanlıklarımızı değiştirme işleminde, sonuçların aniden düzelmesini beklemeyelim. Bu işin zaman ve çaba istediğini unutmamalıyız.[9]

Başarının sırrı planlı yaşamak, planlı çalışmaktan geçer.


[1] Celal Çelik, Zaman Yönetimi ve Planlama, Buruc Yayınları, 2002, s. 43.

[2] Buhârî, Rikak 1. Ayrıca bkz. Tirmizî, Zühd 1; İbni Mâce, Zühd 15.

[3] Deylemî, Müsnedü’l firdevs III/611.

[4] Yrd. Doc. Dr. Halil İbrahim Kutlay, Yeni Dünya Dergisi, Ocak 2017.

[5] İbn Hibban, Sahihu İbn Hibban, 1/362.

[6] Hyrum W. Smith, Hayatı ve Zamanı Yönetmenin 10 Doğal Yasası, Sistem Yayınları, 1998, s. 107.

[7] Celal Çelik, Zaman Yönetimi ve Planlama, Buruc Yayınları, 2002, s. 43.

[8] Turgay Biçer, NLP-Kişisel Liderlik, Beyaz Yayınları, 1999, s. 93-98.

[9] Martin Scoot, Zaman Yönetimi, Rota Yayınları, 1995, s. 169.


YAZARAK DÜŞÜNMEK

Poliçe Hong Hong şubesindeydi. Japonlar durumu anlarlarsa çok kızarlardı. Sonunda korktuğum başıma geldi. Poliçeyi buldular. Poliçeyi bulduklarında ben büroda değildim. Muhasebecim beni arayarak amiralin küplere bindiğini ve beni hainlikle itham ettiğini söyledi. Japon ordusuna karşı gelmiştim.

Bu sözlerin anlamı açıktı ya Bridgehouse hapishanesi, burası Japon gestaposunun işkence merkezi idi. Oraya girmektense kendini öldürmeyi yeğleyen arkadaşlarımı biliyordum. Bazı arkadaşlarımsa işkenceli sorgulamaya ancak 10 gün dayanabilmişlerdi ve ölmüşlerdi. İşte sıra bana gelmişti. Ne yapmalıydım? Olayı pazar günü  öğleden sonra öğrenmiştim. Korkudan elim ayağıma dolaşmalıydı. Ne var ki, böyle güç durumların çözümünde kullandığım yöntem yine yardımıma koştu.

Yıllardan beri ne zaman bir sorunla karşılaşsam daktilomu önüme alıp şu iki soruyu yazarım.

1-Üzüntümün kaynağı nedir?

2-Bu üzüntümü önlemek için neler yapabilirim?

Bir zamanlar bu tür sorunları yazmadan düşünürdüm. Sonradan vazgeçtim. Çünkü sorunları bir kağıda yazmanın düşüncelerimi daha da berraklaştırdığını görmüştüm. O pazar da öyle yaptım. Doğruca odama gidip yazdım.

1-Üzüntümün kaynağı nedir?

Bridgehouse hapishanesine atılmaktan korkuyordum.

2-Bu üzüntümü önlemek için neler yapabilirim?

a-Japon amirale durumu açıklarım. Ama İngilizce bilmiyorum. Çevirmen aracılığıyla açıklamaya kalkışırsam öfkelenir bu da benim sonum demektir.

b-Kaçmaya çalışırım. Buda olanaksız, gözlüyorlar. Yakalanırsam hemen kurşuna dizerler.

c-Burada kalıp büroya hiç uğramaya bilirim ki, amiral  kuşkulanır tek söz söylemeden içeri atar.

d-Pazartesi sabahı her zaman ki gibi büroya gidebilirim. Amiralin dikkatini çekmeden olanları unuttururum. Aklına gelse bile öfkesi geçmiş olabilir. Çağırıp sorguya çekerse olayları olduğu gibi anlatırım.

Sonunda dördüncü yöntemi uygulamaya karar verdim ve uyguladım. Amiral pazartesi günü bürodan içeri girdiğimde karşı masaya oturmuş, sigara içiyordu. Her zaman ki gibi bön bön baktı, ancak bir şey söylemedi. Altı hafta sonra Tokyo’ya döndü ve olay böylece kapandı.

Yukarıda da belirttiğim gibi  hala yaşıyorsam bunu pazar günü daktilomun başına geçip tüm soru ve yanıtları yazmaya borçluyum.

KAYNAK: Dale Carnige, Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak, 1992, s.56-58


MARANGOZ

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşverene müteahhide, çalıştığı konut yapım işinden ayrılmak ve eşi, büyüyen ailesi ile daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacında idi. Ne var ki, müteahhit iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve işe girişti, ne var ki gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine bu şekilde son vermek ne talihsizlikti!…

İşini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “ Bu ev senin “ dedi, “ Sana benden hediye ”.

Marangoz şoka girdi. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle mi yapar mıydı !?

Bizim için de böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zaman da, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, şoka girerek, kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız.  Eğer tekrar yapabilsek çok farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz. Marangoz sizsiniz. Her gün çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikeriz. “ Hayat bir kendin yap tasarımıdır.” Demiştir biri. Öyle ise onu akıllıca kurun. Unutmayın:

Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın,

Hiç incinmemiş gibi sevin,

Kimse izlemiyormuş gibi dans edin.